Kayıtlar

2014 ün ilk yazısı "öylesine"

Çok uzun zamandır blog yazamayışımın herhangi bir varoluşsal bir karmaşadan kaynaklanmadığını itiraf etmeliyim öncelikle. Tamamen tercih ve kafa yoğunluğu... Önceliklerimin listesi öylesine uzadı ki bir türlü blog yazmaya sıra gelmedi. Sakinleşip kafa toplayıp da iki cümle yazıp ard arda yerleştiremedim ne yazık ki. Şimdi farkettim de öenmli bir sorunsala parmak basmışım, uzun zamandır blog yazamıyorsam bu kendi kendime de dahil pek konuşmadığım da anlamına gelir bu da yaklaşık iki aya tekabül ediyor. ??? İki aylık bir suskunluk hiç de bence bir şey değil. Yayınlamadığım ama yazdığım 5 blog taslağını bakıyorum da gerçekten düşünmeye vaktim yokmuş. Yaşlanıyorum dediğimde lütfen bana kızmayın artık, önceden bir çok şeyi bir arada yapabiliyor ve yorgun da hissetmiyordum, arada isyan ediyordum o kadar. Şimdi... Tarife edemediğim hiç atlatamadığım bir yorgunluk :) Eğlenceli sıkıntısız hayat vesselam, oturup düşünmeye vakit yok, sadece yap! Tüketmeye yönelik tuhaf bir hayat... Çok yoğun ...

diyar diyar

Beynim sulandı çok net. Her hafta yaptığım sunumların yanında her gün hiç bir işe yaramayan iki üç ödev yazıyorum, ekonomi ödevleri ve felsefe özetleri dışında. Ekonomi ve felsefe ödevlerini çok yararlı ve gerekli bulduğumdan onları zahmet vericiler kategorisine koymadım, ders okumalarını zahmet vericiler diye sınıfladım ama keyifli oldukları için çekilebilir durumdalar. Şimdi de dönem ödevleri ve finaller başladı. Her şey yetişiyor yetişmesine de tez beni hayli sıkıntıya sokuyor, çünkü vakit ayıramıyorum kısa vade uzun vade... yok yok her hangi bir hesap yapabilitem yok şu an maalesef. doğrusu bu akşam biraz uyudum, sabaha kadar biraz çalışabileyim diye ama dayanabileceğimi sanmıyorum. Gerçekten kafam çok karışık. Lisansta da her dönem en az 9 ders aldığımdan bu yoğunluk beni yıpratıyor diyemem, hele ki karşılaştırma yaptığımda öğrenciye insan olarak bakan bir okulun öğrencisi olarak haksızlık edemem Charles'a.. Kafam karıştı cümleyi kurarken :). sonunda ne diyeceğimi unuttum ...

Ucuz İşçiliğe Övgü 2

kaldığım yerden devam ediyorum. Krugman diyor ki, üçüncü dünya ülkelerinde fakirlik küreselleşme öncesinde de mevcut, yani bu "gelişen ülkeler"deki fakirlik küreselleşmenin bir sonucu değil öncesinde de var olan fenomen. Dolayısıyla, çok uluslu şirketlerin bu ülkelere götürdüğü ucuz iş, çöplüklere yakın yaşamaya bir alternatif olarak geliyor. yani öncesinde bu kimseler için en iyi alternatiflerden biri çöplüklere yakın yaşayıp hayatta kalmakken, kötü iş koşullarında ucuz işçilikle alternatif bir yaşama biçimi kazanıyorlar, ve bu çöplükte yaşamaya göre daha iyi bir alternatif Krugman'a göre. İş koşullarının kötü ve maaşların bu kadar düşük olması yine Krugman açısından çok da arzu edilebilir bir durum değil! Patronların önceliği işçilerin sağlığı veya yaşam koşullarındaki iyileşme değil de iş gücünü en ucuza satın alabilmek. Bu bağlamda ucuz iş gücü gelişmiş batılı ülkeler için bir sömürü biçimiyken, bu gelişen ülkelerde ki insanlar için bir hayatta kalma alternatifi oluy...

Ucuz işçiliğe övgü 1

Üzerinde bir haftadır çalıştığımız bir grup projemiz vardı sabrinayla bugün tamamen bitti. Bir ara gerçekten hiç bitmeyecek sanmıştım. Buna rağmen, hayatımda yaptığım en keyifli ve en kolay grup projesiydi kesinlikle. Ben almanları seviyorum, sevdiğim için mi bu kadar tatlılar yoksa onlar bu kadar tatlı oldukları için mi ben onları bu kadar seviyorum merak ediyorum bazen. Ama bu kısmı uzatmıyorum çünkü tatlı bir arkadaşımın olması hele de alman bir arkadaşımın tatlı olması pek de extra sayılamayacak bir durum benim için. Bugün projemize konu olan "ucuz işçiliğe övgü" yazısıyla Krugman hakkında konuşmak istiyorum. Beni kendisinden tiksindirtip, içten içe de tutarlılığı, duruşu ve duruma yaklaşımıyla kendine karşı bir hayranlık uyandıran -sadece uyandıran- nobel ödüllü bu ekonomist kimse, ne diyorsa diyor ama bunu tutarlı ve çok tatlı bir dille dile getiriyor. Heidelberg'den geldiğimden beri kendisiyle uzun tartışmalara giriyoruz rüyalarımda. Rüyalarımda boşuna yer etmese...

İzleyiciler