Kayıtlar

Alıntılar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Dünyanın en tuhaf mahluku, Nazım Hikmet

Akrep gibisin kardeşim,   korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.   Serçe gibisin kardeşim,   serçenin telaşı içindesin.   Midye gibisin kardeşim,   midye gibi kapalı, rahat.   Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.   Bir değil,   beş değil,   yüz milyonlarlasın maalesef.   Koyun gibisin kardeşim,   gocuklu celep kaldırınca sopasını   sürüye katılıverirsin hemen   ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.   Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,   hani şu derya içre olup   deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.   Ve bu dünyada, bu zulüm   senin sayende.   Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer   ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak   kabahat senin,   -demeye de dilim varmıyor ama- kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!                                 ...

"Mel'un", Selim İleri - yeni arkadaşım

     "Kafka Değişim 'de neyi anlatmak istiyordu? ( Değişim 'i şimdi Dönüşüm yaptılar. Bir türlü karar veremiyorlar.) Bu konuda birbirini tutmayan, birbiriyle çelişen yığınla yorum var. Ama bir gerçeklik de, bir yazar fantezisi de olsa, korkunç olan, sabah sabah insanın kendini hamam böceği -bu da değişti! Kınkanatlılardan iri bir böcekmiş- hissetmesidir. Benim bazan gece de hissettiğim olmuştur.      Eve dönmüşsünüzdür. Çukurcuma'daki kümese. Yalnız küskün, kendi kendimle sürekli hesaplaşma içinde. Müthiş bir umarsızlığı örtbas etmeye çalışarak. Mutfağın ışığını yaktığınızda, kınkanatlılardan mı kınkanatsızlardan mı olduğunu bilemediğiniz iri bir böcek duvarı ya da fayansı arşınlamaktadır. Bir tür volta atış. Duyargaları ışığı sezinler, ışığa duyarlıdır bunlar. Telaşla kaçışır, ölüm, içgüdüsünde kendini duyumsatır böceğe. Sonsuz bir koşu başlamıştır şimdi. Gregor Samsa'nın da kızkardeşi onun öldürülmesini istiyordu, kibarca konuşarak 'ortadan kaldırılmas...

Kayıp Çocuk , Can Yücel

Birden işitilmez olsun ayak seslerim; Gölgem bir başka sokağa sapıversin; Unutayım bir anda her şeyi, Nerde oturduğumu, Bir tuhaf adem olduğumu Can adında. Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi, Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma; Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah, İlk defa görmüş gibi dünyayı, Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi; Hatırlamam artık değil mi, dostlar, Hatırlamam artık garipliğimi?          Can Yücel

Ne Yagmur Ne Siirler - Ataol Behramoğlu

Soruyorum sevgilime  - Daragacindan Notlar’ i okudun mu ?  Bu bizim hayatimiz.  Gece doluyor içeri  Yildizlariyla.  Üç ilde  Sikiyönetim var.  “Askeri savci”  Sözü  Yer aliyor  Günlük bir sözcük olarak  Hayatimizin sözlügünde.  Asklar kelepçeli  Güney Amerika’ da.  Kederden  Geberiyorum.  Herkes hayatini anlatiyor.  Deli anneler  Yikik binalar  Paramparça  Bir gençlik  Yasadigimiz.  Hayatimizin kanadigini görmüyor musun?  - Daragacindan notlari’ i okudun mu?  Iskence  Ve umut  Siiri fiskirtir.  Ruhumun yaralarini saracak  Safagin sözcüklerini  Ariyorum.  “Kalin devrimci romanlarin  Sonundaki keder”  Kalin  Devrimci  Bir roman olarak hayatimiz.  - Daragacindan Notlar’ i okudun mu?  Sevgilim  Seni  Öpüyorum.  Her gün  Geçtigim denize  Yabancilasmasam  Bütün hayatlari  Anlatab...

Beklemiş Bir Paket Cigaranın Son Umuduna, Turgut Uyar

İşte suyumuzu kestiler ama masamda yine bir çiçek Bir çiçeğin akşamı elbet bir çiçeğe benzeyecek. Nasıl güzel nasıl diri bir çiçek Dipdiri adamlardan diri bir çiçek. Evet ben son ve kesin umuduyum bir paket cigaranın Bir Köhne camekanda sararmış alıp içmemi bekleyecek. Sonsuz bir camekanda Başlangıçsız bir çiçek. Alırım seni tüttürürüm bir gün güzel tütün Söyle kim var bunu benden daha iyi bilecek. Ey kalın duman gün senindir Kim var senden daha doğru tütecek. Ben gelirim seni alırım büyük alanlara gideriz Seninle ben o kavruk biçim bir de o diri çiçek. Ne sandın bütün alanlar bizimdir Biziz ne varsa kalan, biziz ne varsa gerçek. İşte suyumuzu kestiler bu bir eylüldür ey teşrinievvel Geleceksin intihar özlemleri de kıraçlar da gelecek. Nerden baksan bir bütün hüznümüz Nerden baksan sonunda o diri çiçek. Ki hüznü bir mavilik duygusuna bozar gideriz biz Çünkü biliriz yılkılarımız serin yaylalarda üreyecek. Yağmurlar yağar o serin yaylalara Çünkü serin ya...

Tel cambazının rüzgârsız aşklara vardığını anlatır şiir , Turgut Uyar

Önce İstanbul vardı o yoktu Sonra birgün çıktı geldi Bütün kapılar yerini buldu Önce gözlüklerini çıkardı pencereye koydu Çantasından sigara paketini çıkardı koydu Yalnızlığını çıkardı koydu O zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından Adı kimseye lâzım değil İstanbul coğrafyada ışıksız bir şehir Tuttu ayışığını parçaladı Her sokağa birer parça dağıttı O Tanrı mıydı sanki -Haşa- Ama gönlü öyle istedi öyle yaptı O zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından Adı kimseye lâzım değil Bu macerayı durup durup size anlatacak Bir yanda koca İstanbul Bir yanda o Bir yanda en Allahsız şarkılar Bir yanda Edirnekapı Vitrinsiz dükkânlar ve dut ağaçları Neden bütün insanların birbirini sevmesi gerektiğini Bir gün saat üçte köprüde anlayacak Saat üçte hepimizden gizli Tanrıyı Bulup çıkaracak meydana O zaman üç gemi İtalyaya kalkacak Üç gemi Norveçe Birisi pancar küsbesi götürecek Öbürü bir aşk kaçıracak gümrüksüz Birgün saat ü...

Şeyh Bedrettin Destanı'ndan, Nazım Hikmet

Ortada yere saplı bir kılıç gibi dimdik bizim ihtiyar. Karşıda hünkâr. Bakıştılar. Hünkâr istedi ki: bu müşahhas küfrü yere sermeden önce, son sözü ipe vermeden önce, biraz da şeriat eylesin ibrazı hüner âdâb ü erkâniyle halledilsin iş. Hazır bilmeclis Mevlâna Hayder derler mülkü acemden henüz gelmiş bir ulu danişmend kişi kınalı sakalını ilhamı ilâhiye eğip, «Malı haramdır amma bunun kanı helâldır» deyip halletti işi... Dönüldü Bedreddine. Denildi: «Sen de konuş.» Denildi: «Ver hesabını ilhadının.» Bedreddin baktı kemerlerden dışarı. Dışarda güneş var. Yeşermiş avluda bir ağacın dalları ve bir akarsuyla oyulmaktadır taşlar. Bedreddin gülümsedi. Aydınlandı içi gözlerinin, dedi: - Mademki bu kerre mağlubuz netsek, neylesek zaid. Gayrı uzatman sözü. Mademki fetva bize aid verin ki basak bağrına mührümüzü.. Yağmur çiseliyor, korkarak yavaş sesle bir ihanet konuşması gibi. Yağmur çiseliyor, beyaz ve çıplak mürted ayaklarının ıslak ve karanlık t...

Şeyh Bedrettin Destanı, Nazım Hikmet

SİMAVNE KADISI OĞLU ŞEYH BEDRETTİN DESTANI            Darülfünün İlâhiyat Fakültesi tarihi kelâm müderrisi Mehemmed Şerefeddin Efendinin 1925-1341 senesinde Evkafı İslâmiye Matbaasında basılan «Simavne Kadısı oğlu Bedreddin» isimli risalesini okuyordum. Risalenin altmış beşinci sayfasına gelmiştim. Cenevizlilere sırkâtip olarak hizmet eden Dukas, tarihi kelâm müderrisinin bu altmış beşinci sayfasında diyordu ki:         «O zamanlarda İyonyen körfezi medhalinde kâin ve avam lisanında Stilaryum - Karaburun tesmiye edilen dağlık bir memlekette âdi bir Türk köylüsü meydana çıktı. Stilaryum Sakız adası karşısında kâindir. Mezkûr köylü Türklere vaiz ve nesayihte bulunuyor ve kadınlar müstesna olmak üzere erzak, melbûsat, mevaşi ve arâzi gibi şeylerin kâffesinin umumun mâli müştereki addedilmesini tavsiye ediyor idi.»         Stilaryumdaki âdi Türk köylüsüsün vaız ve nasihat...

İzleyiciler