Kayıtlar

Sıradan Bir Geri Dönüş Benimkisi

Blog yazmaya ara vermek için kendimce bir çok sebebim vardı sanırım, son bir kaç yılda. Şimdi geriye baktığımda sebeplerimin geçerliliği konusunda kendimi sert bir dille eleştiriyorum. Evet, kendimi sert bir dille eleştiriyorum. Kızıyorum kendime. Diyorum ki ah be Kübra neden vazgeçtin ki sanki.  Blog yazmaya Prag'da öğrencilik zamanlarımda başlamıştım, çünkü çok ciddi bir  türkçe konuşma ihtiyacı içindeydim. Kendimi ifade etme ihtiyacı duyuyorum diye düşünüyordum o zamanlar ama sanırım daha çok bir tür anlaşılma ihtiyacıydı hissettiğim. Türkçe konuşabildiğim arkadaşlarım vardı,  ev arkadaşlarımdan birisi Türkoloji okuyordu mesela, akıcı bir dille de türkçe konuşuyordu ama benim özlemini hissettiğim şey daha farklıydı. Bir espri yaptığımda açıklamak istemiyordum mesela, ya da ne bileyim özlediğim bir şeyden bahsettiğimde onun neden bizim için Türkiye'de önemli olduğunu açıklamak istemiyordum. Zamanla kendi kendime konuşmaya başlamıştım, ve bu durum o kadar kronikleşmişti...

Dünyanın en tuhaf mahluku, Nazım Hikmet

Akrep gibisin kardeşim,   korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.   Serçe gibisin kardeşim,   serçenin telaşı içindesin.   Midye gibisin kardeşim,   midye gibi kapalı, rahat.   Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.   Bir değil,   beş değil,   yüz milyonlarlasın maalesef.   Koyun gibisin kardeşim,   gocuklu celep kaldırınca sopasını   sürüye katılıverirsin hemen   ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.   Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,   hani şu derya içre olup   deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.   Ve bu dünyada, bu zulüm   senin sayende.   Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer   ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak   kabahat senin,   -demeye de dilim varmıyor ama- kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!                                 ...

Münih Notları

Resim
Gezi günlüklerimi yazmayı erteledikçe zaman aşımına uğradığı bir gerçek. Sanırım yaşlandıkça bu gerçekle daha da bir yüzleşir oluyor insan. "Erteleme, yap" mottosu hop diye yer buluveriyor insanın hayatında. Erteleyen bir tarafım olduğundan değil yaşlandığımdan, bu sitemim kendime. Yapacak çok şey, bunların tamamını yapmaya yetecek çok az zaman var. Üstelik yaşlılık da yorgunluk, dikkatte dağınıklık, zaman yönetiminde sıkıntı gibi etmenler ekleyince duruma hayat daha az yaşanılır hale geliyor. Neyse ki gezecek görecek daha çok yer var ki, dünya hala yaşanılabilir bir yer olarak önemini koruyor gündelik hayatlarımızda :) Siegestor München Yazdıklarımı okudukça o kadar eğleniyorum ki anlatamam böyle saçma sapan bir Türkçe, akademik dilin sığlığında boğulan gündelik dilin rahatlığı ve bu karmaşada her geçen gün kendini ifade etmekte daha da zorlanan ben! Konuyu dağıtmadan hemen Münih gezime dönüyorum. Geçen hafta Münih'teydim 17-22 Nisan tarihleri arasında ilk gez bir ...

Rüyalarımda Heidelberg

Son zamanlarda kendimi ne zaman sıkışmış ve bunalmış hissetsem, rüyamda Heidelberg'de olduğumu görüyorum. Bu hafta iki kez Heidelberg'de gördüm kendimi rüyalarımda mesela... Birisinde kütüphanede ders çalışıyordum, son derece huzurlu ve keyifliydim. Diğerinde is Philosophen Weg'de Barış'la kitap okuyorduk, o okuyordu ben dinliyordum daha doğrusu. Huzur ve mutluluk... Hiç uyanmamayı dilemiş olmam anlayışa karşılanabilir kanaatindeyim. Neticede, Dino mutluluğun resmini çizmiş, ben  ancak rüyalarımda görüyorum :). Heidelberg benim için neden bu kadar önemli ve özel artık gerçekten hatırlamıyorum. Ama Heidelberg sevdam üniversitede 1.sınıftan 2.sınıfa geçerken başlamıştı, çokça biyografi ve felsefe okuduğum bir yazdı, o yaz. Hemen takip eden yılda da felsefede yan dala ve almanca öğrenmeye başlamıştım zaten. Bir yerde birine dair bir şey okumuş ve takılmış olmalıyım muhakkak. Hep Heidelberg'de okuma ve yaşama hayalleri kurmuş ancak bu hayalimi gerçekleştirmek için hiçb...

İzleyiciler