Kayıtlar

Tüm şanslı teyzelere gelsin :)

Resim
Japon kızı gülümsemesi :))) Göksu'yla Beypazarı'nda yıllar yıllar evvel :)) Düşünüyorum da teyzelerim olmasaydı hayatım ne kadar da sıkıcı, ne kadar da farklı olurdu. İnsanın çokça teyzesinin olması ne kadar keyiflidir bir bilseniz. Tadına doyum olmaz. Birisi ağlarsa hepsi ağlar, birisi gülerse hepsi güler. Kavgası da, kahkahası da eksik olmaz. Çocukken çoğu zaman hayatını zorlaştırırlar insanın. Düşünsenize insan bir anneyle bile anlaşmakta zorlanırken, hele ergenlikte bir tanesiyle zor idare ederken insanın 6 tane teyzesinin olması inanılmaz zordur. Hepsi sana nasıl davranılması, nasıl oturup kalkılması gerektiğini, nasıl saygılı olunacağını, nasıl edepli oturulacağını, nasıl hanım hanımcık davranılacağını, nasıl yemek yenileceğini  vs vs - bu liste o kadar uzun ki düşünürken bile fenalık basıyor :) - kendilerince anlatır dururlar. Hele de kuzenler olarak hepiniz kadınsanız ve her biri hepiniz için defalarca bıkmadan, usanmadan tekrarlanıyorsa.... Aman tanrım inan...

Teyze Anne Yarasıdır, İnanırım

İnci Beyza kavramları henüz öğreniyor ancak bir çoğunu algılamakta zorlanıyor. Aslında çok sorgulamaması gerekir ancak duyduğu her şeyi somutlaştırmak ihtiyacı hissediyor. Son zamanlarda da nereye gittiğim ile ilgili bir takım sorunlar yaşıyoruz. Aramızdaki bir diyalog: İB: "Teyze, sen şimdi ODTÜ'ye mi gidiyorsun?" K:  "Hayır teyzecim ben başka bir ülkeye gidiyorum." İB:  "Başka bir ülke ne demek Ankara'ya mı gidiyorsun?" K:  "Hayır teyzecim ben Ankara'dan taşındım ya hani, başka bir ülkeye gidiyorum ben konuşmuştuk ya daha önce. Biraz daha uzak Ankara'dan, genelde uçakla gidilir." İB:  "Hmm, gezegenler mi var orada?" K:   "Anlamadım ne gezegeni?" İB:  "Uçakla uzaya gidiyorsun yaaaa?" K:   "Yok teyzecim yok, öyle değil, uzağa gidiyorum ben uzaya değil. Başka ülkelerde insanlar başka diller konuşur, başka şekillerde giyinir, nasıl anlatsam bilmiyorum ki ben." İB:  "Teacher gibi ...

Hostivař'a keyifli bir veda

Resim
Aklı hep gitmekte olunca insanın, yükü gittiği her yere taşıyamayacağı kadar ağır olurmuş. Öyle olurmuş hakkaten... Bugün Prag'a geleli, Hostivař'a yerleşeli tam 7.5 ay oldu. Dile kolay, nasıl da geçiyor zaman. :) Ne zaman geldim, ne ara kafam bu kadar bulandı da dönmekten vazgeçebildim, işe başladım da ev tuttum hala idrak edebilmiş değilim zannımca. Benim aklım hep bir yerlere gitmektedir çocukluğumdan beri. Mesela, hep Peter Pan'ı bekledim ben çocukken , sonrasında ailemle pikniğe her gittiğimde Alice'in düştüğü deliği aradım durdum. Ne Peter Pan geldi, ne de ben Wonderland'i bulabildim. Sonra aklıma Ankara'ya gitmeyi koydum,  Ankara'ya gidince İtalya'ya, Almanya'ya... Daha bir çok ülkeye... Hep bir yerlere gitmek vardı aklımda. Gittim de sonunda. Gitmek kolay da, geride bırakmak zor. Hem de çok zor. Bir yanım hep bir yerlere gitmeyi arzularken, bir yanım durulup bir yerlere, bir şeylere bağlanmayı istiyor. Ben tabi ki gitmeyi tercih ederken yük...

Bozkırkurdu

Resim
İnsanı Hesse'ye tapınmaktan alıkoyabilecek çok az sebep olabilir diye düşünmüşümdür hep. Aksi nasıl mümkün olabilir ki. Kim onun kadar dokunabilir ki gerçekliğe. Onunla paylaştığım yalnızlığımdan, iç çelişkilerimden ya da hep başka bir dönemde yaşamaya olan özlemimden böyle düşünüyor değilim. Üslubu, olayları ele alış tarzı, kullandığı metaforlar... Yazıya bir de Hesse fotoğrafı eklemek istedim.  Bu fotoğrafı  görünce  aklıma  Rosshalde'si geldi.  Evini terketmeden hemen  önce  tepeye  çıkıp  ailesine ve  geçmişine veda ediyordu Veraguth,  fotoğrafla  birlikte bir   sahne  canlandı  gözümde  anlamlı buldum  paylaşmayı - kendimce. Her kitabını en az iki kere okumuşumdur. Hayatımın farklı dönemlerinde, başka ihtiyaçlardan doğan bir özlemle uzanmıştır ellerim hep Hesse kitaplarıma. Her defasında başka bir noktaya takılmış, saplanmış kalmışımdır bir bölümüne kitabın. Bozkırkurdu'nu bu dördüncü ok...

İzleyiciler